Text

bir an'dı seni bana yaka gibi ilikleyen. dakikaydı, gündü. zamandı doymadığım, tenin şimdi açlığım. Emekleyerek geçtiğim yolların aşındırmasıdır bu ellerimi acıtan - bak geriliyor ayaklarım virajların öncesinde. kırılan bir kemiktir içimde düşüncen, bir duygudur ısınıp soğuyan, ısınıp soğuyan, sonra tekrar ısınan. zamandı bir büyük daralan koridor, nefestin tuttuğum yol oldun korktuğum tokum şimdi geçtiğim kıtalara, istahsizim onume bir kadın gibi serilen, gözlerini bana diken 7 yıla.

Text

17.12.14

Çok yorgun hissediyorum çok koşmuşum gibi. Hiç sevmemiş, hiç dokunmamışım gibi.

4 aydır aynı günü yaşıyorum, 1 ay sonra bir şehri-o şehirde bulduğum insanları-değdiğim hayatları geride bırakıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, hayır heyecanlı değilim. Ve hayır daha mutlu olacağımı düşünmüyorum. Daha çok irtifa kaybediyormuşum gibi geliyor. Yavaş yavaş uzak, lacivert bir okyanusun dibine çekiliyormuşum gibi. Ceset desen değilim, ağacından kırılıp suya düşmüş bir dal parçası yahut misinasından kopmuş bir kurşun değil. Ama irtifa kaybı bir gerçek, es geçilmemesi gereken bir var oluş şekli şu günlerde.

Aynı anda farkındalık ve bilinçsizlik, aynı anda. Kan kaybeder gibi. Öyle olur derler - akar kanın göl olur çevren ama bir noktada hissedilmez derler. Öyle oldu. Vücudum bir elementten yoksun eminim. Duygular demir, pas tutmuş bu dinmeyen, usul yağmurdan. Belki de bu yüzden her şeyden çok, başka bir bedene dokunmanın verdiği ısının muhtacıyım. İnsan ne tuhaf. Ne kadar bol yüksek dağlar gibi, nasıl muhtaç diğer yandan.

“Hep Mi Kötüler Kazanazak?” der Müjda Ar. Ağır Roman’ın son sahneleri. Kendini kurban verir sonra aşka. Ben hiç beylik lafın adamı olamadım. Üç beş etmişliğim vardır. Ama lafta bıraktım. Şu sıralar bu laf üzerinde epey düşünüyorum yolda molda yürürken. Ya doğruysa? Ya hep kötüler kazanıyorsa? İncelikli haytalar böyle kemik gibi kırılıyorlarsa, ya acının en kibarını çekiyorlar-mum gibi içine içine eriyolar- ve bizim bundan haberimiz yoksa. Ya biz aslında onlardan biriysek?

İnsanlar duvarlar gibi oldu, varlıkları dışında bir etkileri yok. Sadece üç beşi evimin duvarları gibi; koruyup kollayan, dinleyen sızladığımda, susan saçmaladığımda, durulmamı bekleyen. Diğer insanlar geçtiğim sokaklar gibi şu zamanda. Hem çok tanıdık, hem eğreti.

Uzun bir süre susmak istiyorum. Seyretmek istiyorum, görebilmek. Bulunduğun noktadan bir adım ileri giderek, dokunduğun tenden ve değdiğin hayatlardan mahrum bırakılarak, sonra bir adım ve bir adım daha uzaklaşarak, varabilir mi insan özüne? Bilmiyorum. Ben şimdi, şu saniye, bir umut, sessizlikle yıkanmak durulanmak kimseye ve hiçbir şeye değmeksizin susmak ve sonra deli taylar gibi
Koşmak.
Koşmak.
Koşmak istiyorum.

Photo
simpledelirium:
“literally my closet
”

simpledelirium:

literally my closet

(Source: etlesjolieschoses, via haveafewonme)

Video

123 - Sun in the Arms of Love 

yaz bitti. 

Link
Photo
hankeatspaint:
“Look at this dump
”

hankeatspaint:

Look at this dump

(via malacules)

Link
Quote
"Follow your inner moonlight; don’t hide the madness."

— Allen Ginsberg  (via words-and-coffee)

Text

Anonymous asked: Aşk mı bu?

uzun hikaye. 

Link
Text

Light underneath your skin, numinous;

numinous, the night that reaches your backbone,

slides through your flesh, into your deep threshold.

A rush, a sudden gesture, an act of impulse;

The crimson glare,

numinous. 

Text

Either they’ll castrate your imagination with their ethics and you will be given no freeplay. Or they’ll lock you up in a mental asylum by the time you’re forty.

They will eventually “hurt you into poetry”. 

Text

You shift in register. Today is the day, you say, it is the day. You wear your white t-shirt, the one with the indigo neck and your jeans. Still picky, soon it will fade. You are faceless now, you’re just like everyone else but your bones are not white and you feel naked when you are in those jeans.Take the next turn up on the corner. Take the cab, take the exit. You’re trying to feel like you belong; but do you really?

In the place with the puppet shows and masquerades. The place where no one has to be themselves, the place where everyone is like a movie star. But you don’t want to be anyone’s planet, you feel like a shooting comet, you have no orbit. People think you are the direction. You strive for integrity. No one gives a fuck.

You want to touch the suffering of your mother. You want to feed her with your milk, drink her tears away. But you are not able, in many ways. 

You have no face because you’ve been fucked yesterday and you don’t like the idea of being fucked by a man since you were a little boy. Why would someone like the idea when you can’t even dare to eat a peach? At the end of day, you thank everyone for all their misunderstandings. 

Can you eat your fears away, stuffed in your closet?  Surely you will hear voices in the house that are not yours. But can it happen tonight?

Can there ever be a second coming? 

Link

bir de sen vur nihavend. 

Text

Sabahın altısında başlamış gün vakitlerin nakit olduğu şehirde. Bir düzine insan durakta, kimisi akşamdan kalma, kahve ve sigara kokuyor. Kimisi antidepresanın ilk aylarında, bir deri bir kemik. Hevesleri, ütülenmiş paçalarından süzülüp kaldırımlara akarken, katil susmuş, bugün de saklıyor suçunu.